Close Menu
  • Ana Sayfa
  • Abdülhamid
  • Adolf Hitler
  • Tarih
    • İslam Tarihi
    • Osmanlı
    • Cumhuriyet Tarihi
  • Ehli Sünnet
    • Hadis-i Kudsi
    • Akaid
    • Emali
  • Güncel-Siyasi
  • Şiir
    • Bidat Fırkalar

Subscribe to Updates

Get the latest creative news from FooBar about art, design and business.

What's Hot

EVLAT BABANIN SIRRIDIR

23/06/2024

ALMAN ORDUSUNDA TÜRK LEJYONLARI

07/10/2021

PAKRADUNİLER… GİZLİ BİR TOPLULUK MU? GÜNAH KEÇİSİ HAYALETLER Mİ?

07/10/2021
Facebook X (Twitter) Instagram
Kundun55
  • Ana Sayfa
  • Abdülhamid
  • Adolf Hitler
  • Tarih
    1. İslam Tarihi
    2. Osmanlı
    3. Cumhuriyet Tarihi
    Featured

    PAKRADUNİLER… GİZLİ BİR TOPLULUK MU? GÜNAH KEÇİSİ HAYALETLER Mİ?

    By admin07/10/20210
    Recent

    PAKRADUNİLER… GİZLİ BİR TOPLULUK MU? GÜNAH KEÇİSİ HAYALETLER Mİ?

    07/10/2021

    HAVZA’DA ÜÇ HAFTA

    07/10/2021

    İPTEN ADAM ALAN ARZUHALCİ

    07/10/2021
  • Ehli Sünnet
    1. Hadis-i Kudsi
    2. Akaid
    3. Emali
    Featured

    Aile-Ali Eren

    By admin26/01/20200
    Recent

    Aile-Ali Eren

    26/01/2020

    Ali Şeriati’nin Muhammed Kimdir kitabı incelemesi

    12/01/2020

    MEHMET ÂKİF’İN BİLİNMEYEN VEYA UNUTULAN TARAFI…

    02/02/2019
  • Güncel-Siyasi
  • Şiir
    • Bidat Fırkalar
Facebook X (Twitter) Instagram
Kundun55
Home»Güncel-Siyasi»Kudüs içün Müslüman gerek
Güncel-Siyasi

Kudüs içün Müslüman gerek

adminBy admin18/12/2017Updated:18/12/2017Yorum yapılmamış10 Mins Read
Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Email
Share
Facebook Twitter LinkedIn Pinterest Email

“Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Müslümanlarla Yahudiler çarpışmadıkça kıyamet kopmayacaktır! Yahudi, taşın ve ağacın arkasına saklanacak, bunun üzerine o taş, o ağaç Yahudi’yi kovalayan kimseye: Ey Müslüman! Arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür! diyecek. Yalnız gargad ağacı bir şey söylemeyecek, çünkü o Yahudilerin ağaçlarındandır’ buyurdu.”

Ebu Hureyre (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Siz Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Arkasında Yahudi’nin saklandığı taş: ‘Ey Müslüman, arkamda Yahudi var, gel onu öldür’ der’ buyurdu.”

Buhari 2740, 3369, Müslim 2922/82

İlahiyat fakültesinde iken  hocamız olan  Merhum, Arif Etik Bey, “Hulasat’ül-Beyan” isimli tefsirin yazarı Mehmet Vehbi’den  dinlediği bir olayı  anlatmıştı.
Türkiye’ye ilk defa gelen  İsrail büyükelçisi,  bir hoca ile görüşmek istediğini  Türk Dışişlerine bildirir. Yetkililerde  Mehmet Vehbi’yi önerirler. Çünkü Mehmet Vehbi hem tefsir yazarı, hem de siyaset yapmış, bakanlık  yapmış bir adam.
Büyükelçi ile Mehmet Vehbi  bir araya geldiklerinde büyükelçi:
 “Peygamberiniz: “Bir gün gelecek  yeryüzünde bir tek Yahudi kalmayacak. Bir taşın arkasına  saklansa taş dile gelip haber verecek” diyordu. Bak biz yok olmadık. Filistin’de devlet kurduk” der.
Mehmet Vehbi’de: “Ben Buhari’yi terceme ederken, o hadisin tercemesine gelince  çok düşündüm. “Ya Rabbi, senin peygamberin ne söylemişse  doğrudur. Ama  bu iş çok zor olacak. Yahudiler bütün dünyaya dağılmış durumda. Biz bunları nasıl bulacağız derken  bir gün Filistin’de devlet kurulduğunu, dünyanın her tarafına dağılan Yahudilerin Filistin’e göç ettiğini öğrenince seviniverdim.” der.
Büyükelçi: Niçin sevindiniz?
Mehmet Vehbi: “İşimizi kolaylaştırıyorsunuz. Bizim bütün dünyayı dolaşmamıza gerek kalmayacak. Hepiniz  bir araya geleceksiniz biz de sizi  topluca milletlerin  başına bela olmaktan kurtaracağız” der…
Kudüs’ün fethini istemek sloganla olmaz. Evinde ariel, mutfağında coca cola olanlar bu sefer için müsait değiller. Sen Kudüs’ü işgal eden yahudinin en büyük sponsorusun kardeş! Sen sabah ezanı okunduğu vakit üzerindeki yorganı kaldıramayacak kadar güçsüz olan müslümansın. Sabah namazında camilere çıkan sokaklarda, sokak hayvanlarının cirit attığını görmek, müslümanların Kudüs’ün fethine hazır olmadıklarının alametidir. Çilingir sofrasını kurmuş, karşısında Diriliş ismiyle meşhur diziyi izlerken “ALLAH-u Ekber” diyen cühelanın şuursuzluğuyla Kudüs fetholmaz. Biz müslümanların en büyük kusuru cahil olmamızdır. Takvim, saat ve pusula olmadan namaz vaktini, kıble tayinini yapamayan müslümanlardan bahsediyorum. Camiyi sadece tuvalet olarak kullanan, Cuma’dan Cuma’ya secde etmeye geldiği bir mekan mesabesinde tutan müslüman! Sana ALLAH secde etmeyi nasip etmemiş, Kudüs’ü mü nasip edecek? Cami tuvaletine gelen Kudüs fatihi(!) olacak müslüman, ayakta bevlettikden sonra, gerile gerile abdest alır ve Camiye geçer abdestsiz namaz kılar. Çünkü taharetin şartlarına uymayan Kudüs Fatihi(!), ne yazık ki abdestini aldığı zannına kapılır lakin, abdesti olsa bile çamaşırı namaz tanımaz! Namaz kabul etmeyen çamaşır Namazın şartlarına uygun değildir. Akıntıyı gideremeyen bir müslüman, kalbi emin olmayan ama gafletten ne yaptığını bilmeyen bir müslümanın abdestide namazıda sahih olmaz. Zaten abdest olmaz namaz olmayacğı gibi kişiyi din dairesinden çıkartır. Mürted olur. Bir erkek müslümana sorun,” İstinca, istinka ve istibra nedir?” diye. Eğer cevap verebiliyorsa bu adamla cepheye gidilir. Ama veremiyorsa, önce talim ve terbiye görmesi gerekir. Nedir bu İstinca, istinka ve istibra.
İstinca, bir kimsenin büyük veya küçük abdestten sonra pisliğin çıktığı yeri temizlemesidir.
İstinka, istincada mübalağa yapmaktır. Yani pisliği önce kuru bir şeyle silmek, sonra su ile yıkamak sonra da kurulamaktır.
İstibra, erkeklerin idrar yaptıktan sonra erkeklik uzvundaki akıntıyı tamamen kesmeleridir. Bu sıvazlamadan sonra, öksürmek, bir miktar yürümek, bir yana eğilmek suretiyle olur. ( Muhtasar İlmihal Fazilet Neşriyat s.90-91)
İstibra yapmayan bir erkeğin muhakkak akıntısı olur. Abdest aldıktan sonra bu akıntı devam ederse abdesti bozulur ve namaz kılarsa da, abdestsiz namaz hükmü icra olunur. Hanefi fıkhına göre abdestsiz namaz kılmanın hükmü nedir?

“Ebu Hureyre’den (r.a.) rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Biriniz (önden ve arkadan çıkan şeyler gibi, abdesti bozan durumlarla) abdesti bozulunca, abdest almadıkça, Allah onun namazını kabul etmez” [Buhârî, Sahih, Hadis no: 6954; Müslim, Sahih, Hadis no: 2, 225]

Bu hadis-i şeriften çıkarılan hükümler:

1. Abdesti bozulan kimsenin, yeniden abdest almadıkça namazı kabul olunmaz.

2. Hades (abdestsizlik yani önden ve arkadan çıkan şeyler), ister isteyerek olsun, isterse istemeyerek olsun, abdesti bozar, namaz sırasında olursa, namazı geçersiz kılar.

3. Hadis-i şerifte geçen “kabul olunmaz” ifadesinden maksat; namazın geçersiz olmasıdır.

4. Hadis, namazın sahih yani geçerli olması için abdestin şart olduğuna delâlet eder.

İmam Nevevî (rh.) bu mevzuda şöyle demiştir:

“Bu hadis, namaz için abdest almanın farz olduğu hususunda kesin bir delildir. Nitekim İslâm ümmeti, namazın sahih / geçerli olması için abdestin şart olduğunda ittifak etmişlerdir”

Yine, İmam Nevevî (rh.) demiştir ki:

“İslâm ümmeti, abdestsiz veya teyemmümsüz namaz kılmanın haram olduğu ve farz ve nâfile namaz arasında hiçbir fark olmadığı hususunda ittifak etmişlerdir (görüş birliği içerisindedirler).”

Abdestsiz namaz kılmanın hükmüne gelince…

İtikat ve fıkha dair eserlerde denilmiştir ki:

Namaz için abdestin farz olduğunu inkâr etmedikçe, hafife almadıkça (istihfaf) ya da alay edip eğlence (istihza) olsun diye böyle bir fiili işlemediği sürece kişi dinden çıkmaz. [Ebu’l-Muîn en-Nesefî (Mâtürîdî akâid-kelâm âlimi, vefatı: 1114), Tebsıratü’l-Edille, 1, 38]

İmam-ı Azam Ebu Hanife (rh.) ise, abdestsiz namaz kılmayı helâl sayma niyeti olmadan veya namazla alay etme kastı taşımadan tembelliğinden dolayı abdestsiz namaz kılan kimse de kâfir olur, demiştir.[İbn Nüceym, el-Bahru’r-Râik Şerhu Kenzü’d-Dekâik, 1, 151, 302. 5, 132; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr (Dürrü’l-Muhtâr’a yaptığı Hâşiyesi), 3, 719]

Kâfir olanın ise tekrar dinine dönebilmesi için, “tecdîd-i iman”da bulunması (imanını yenilemesi) gerekir.

‘Bu kimse kâfir olmaz, ama büyük günahlardan birisini işlemiş olur’, diyenlere göre de, böyle bir hareketten dolayı pişmanlık duyup tevbe veistiğfar etmek lazımdır. Bu şekilde kılınan bir namaz, eğer vakti çıkmamış ise güzelce abdest alıp iade edilmeli; vakti çıkmış ise kaza edilmesi gerekir.

Abdestin farziyetini inkâr, istihfaf veya istihza ve eğlence olsun diye abdestsiz namaz kılan kimsenin kâfir olduğunda ise ihtilaf yoktur.

S o n u ç  

Mezhep imamımız İmam-ı Azam hazretlerine nazaran kişi, bile-bile abdestsiz olarak namaz kılarsa, namazı hafife aldığı için kâfir olur. O bakımdan diğer görüşleri de bilip yerine göre değerlendirmekle birlikte, özellikle bu görüşü nazar-ı dikkatten uzak tutmamak icap eder. Zira zat-ı âlileri, içtihatlarında isabet derecesi en yüksek ve kıyamet sabahına kadar müntesipleri devam edecek olan Hanefî mezhebinin müessisisi / kurucusudur.

***

Mevzu hakkında ilave bilgi

Abdullah bin Mes’ud’dan (r.a.) rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Allah’ın kullarından bir kula kabrinde yüz sopa vurulması emrolundu. Adam, (ceza) bir sopaya indirilinceye kadar Allah Teala’ya yalvarıp yakardı. Yalnız bir sopa vurulunca kabri ateşle doldu. Ateş ondan kalkınca, adam ayıldı. 

Meleklere;

– Neden bana vurdunuz? dedi. Melekler,

– Sen abdestsiz olarak bir vakit namaz kıldın ve bir mazlûmun yanından geçip yardım etmedin, dediler.” [Tahâvî, Müşkilü’l-Âsâr, 4, 231; Elbânî, Silsiletü’l-Ehâdîsi’s-Sahîha, Hadis no: 2774]

İmam Nevevî (rh.) şöyle demiştir:

“(Kişi, abdestsiz ise) abdestsiz bulunduğunu ve (cünüb ise) yıkanmadığını ve bu vaziyette namaz kılmanın da haram olduğunu bildiği halde namaz kılarsa, büyük bir günah işlemiş olur. Bize göre bu kimse, helâl saymadıkça bu davranışıyla kâfir olmaz. Ebu Hanife (rh.) ise şöyle demiştir: ‘Alay ettiği için kâfir olur.’ Bizim bu mevzudaki delilimiz; abdestsiz veya cünüb olarak namaz kılmak, zinâ ve benzeri bir günaha benzeyen bir mâsıyettir (günahtır).” [Nevevî, el-Mecmû‘, 2, 84; Nevevî, Ravdatü’t-Tâlibîn, 10, 67)

 Şahıs abdest aldıkdan sonra istibra yapmadığı için akıntısı gelir ve abdesti bozulur. Akıntısı olduğunu hisseder. Akıntı abdestini bozar ve bu şekilde namaz kılarsa….
Ayakta bevleden müslüman, üzerine gelen sıçramalardan dolayı elbisesi namaza elverişli olmaz. Müslüman erkek, bevilden korunmak zorundadır. Hadisi Şerifte:”Buhari ve Müslim, Abdullah b. Abbas (r. a)’ın şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir: Rasulullah (asm) iki kabrin yanından geçti ve şöyle buyurdu: “Bu kabirlerde yatanlar azap görmektedirler. Ama büyük bir şeyden dolayı azap görmüyorlar.” Rasulullah (asm) daha sonra sözüne şöyle devam etti: “Evet bunlardan birisi, insanlar arasında söz taşırdı. Diğeri ise bevlinden (idrarını üzerine sıçratmaktan) sakınmazdı.” (Buhari, Vudu, 56; Müslim, Taharet, 34; Nesai, Cenaiz, 166; Diğer rivayetler için bk. Beyhaki, Ebû Bekir Ahmed b. el-Hüseyin, “İsbatü Azabi’l-Kabr ve Suali’l-Melekeyn”, Mektebetü’t-Turas, Kahire trs s. 115)” Necasetten taharet namazın şartıdır. Bu şart yerine gelmezse namaz olmaz.
Biz müslümanlar daha taharet bahsinde sınıfta kaldık. Halbu ki Kudüs’ü fetheden asker ve komutanlar, birer Fıkıh alimi gibiydiler. Kendi kusurlarını görebilecek şuur ve hassasiyette idiler. Misvaksız alınan abdest ile kılınan teheccüd namazında, Misvağı olmadığı için kendine kusur bulan İslam askerinden bahsediyoruz.

“Hazret-i Ömer (r.a.)zamanında Şam civarında bir kal’a muhasara edildi. Öğleye kadar kal’a feth edilemedi. Hazret-i Ömer gadaba geldi.

İslam askerlerini huzuruna çağırdı. “Kal’a feth edilemedi. Kafirler İslam askeri karşısında bu kadar dayanamazdı. Aramızda birisi bir kusur işlemiş olmasın” buyurdu.

Askerler hayret edip, tövbe ve istiğfar etmeye başladılar. O sırada bir kişi ağlayarak Hazret-i Ömer’in (r.a.) huzuruna geldi. “Ey mü’minlerin emiri! Bu gece teheccüde kalktığım zaman karanlık olduğu için misvakımı aradım, fakat bulamadım. Bu sebeple misvaksız namaz kıldım. Sizin aradığınız kusuru ben işledim” dedi. Hazret-i Ömer ona; “Tövbe ve istiğfar etmeye devam et” buyurdu. O da tövbe ve istiğfar okumaya başladı. Bir saat sonra kal’a fetholundu. (Evliyalar Ansiklopedisi)”

Osmanlı’da vaziyet farklımıydı? Osmanlı askeride ceddi gibiydi. iki tane kıssa anlatalım

“Yavuz Sultan Selim’in ordusuyla yaşadığı bir hadiseye…

Mısır’a giderken ordu-yi hümâyûnun Gebze yakınlarından geçtiği yerler, hep bağlık-bahçelikti. Sultan Selîm Han:

“Acabâ askerlerim, sahibinden müsâadesiz üzüm ve elma koparıp yediler mi?!.” diye düşüncelere daldı.

Sonra yeniçeri ağasını huzûruna çağırttı:

“–Ağa fermânımdır; Bütün yeniçeri, sipâhî ve azap askerlerimin heybeleri yoklansın! Heybesinde bir elma veya üzüm salkımı çıkan asker olursa, derhâl huzûruma getirilsin!” diye emretti.

Yeniçeri ağası, derhâl harekete geçerek heybeleri araştırdı. Daha sonra Sultân’ın huzûruna gelerek:

“–Sultânım koparılmış hiçbir elma ve meyve izine rastlamadık!..” dedi.

Yavuz, bu habere çok sevindi. Üzerindeki ağırlık ve zihnindeki düşünceler kalktı. Sonra ellerini açarak:

“Allâh’ım! Sana sonsuz hamd ü senâlar olsun! Bana haram yemeyen bir ordu ihsân eyledin!..” diyerek duâ etti ve ağaya:

“–Şâyet askerlerim izinsiz meyve koparmış olsalardı, Mısır seferinden vazgeçerdim. Çünkü, haram yiyen bir ordu ile beldelerin fethi mümkün olmaz!..” dedi.

Yavuz’un bu güzel hâli neticesinde ilâhî nusret ve inâyet tecellîleri dâimâ ona yâr olmuştur.

BİR MENKIBE DE KÂNUNİ SULTAN SÜLEYMAN ZAMANINDAN…

Kanuni Sultan Süleyman Han, haçlı saldırılarına son vermek için ordusuyla sefere çıkmıştı. Ordu, ağır ağır ilerliyordu. Yol dar olduğundan, ordu mecburen bağların içinden geçiyordu. Hava çok sıcak olduğundan asker susuzluktan kıvranıyordu.

Çok güzel üzümleri bulunan, bir bağdan geçerken, askerin biri dayanamayıp, bağdan bir salkım üzüm kopararak biraz olsun susuzluğunu giderdi. Sonra da, asma ağacına, yediği üzümün çok üzerinde bir para bağlayarak, yoluna devam etti.

Çok geçmeden mola verildi. Asker, kan ter içinde bir köylünün koşarak geldiğini gördü. Hıristiyan köylü ısrarla Padişah ile görüşmek istiyordu. Köylüyü Kanuni’nin huzuruna götürdüler. Kanuni sordu:

– Nedir bu hâlin, kan ter içinde kalmışsın, yoksa askerler sana zarar mı verdi?

– Ben şikayet için değil memnuniyetimi bildirmek için geldim. Böyle bir askeri, böyle bir komutanı tebrik etmemek insafsızlık olur.

– Askerlerim sizi memnun edecek ne yapmışlar?

– Askerleriniz bağdan geçtikten sonra, asmanın dalında bağlı bir kese gördüm. İçini açtığımda para vardı. Dikkatli baktığımda, bir salkım üzümün koparıldığını gördüm. Anladım ki koparılan üzümün parası olarak bırakılmış. Sizde böyle güzel ahlaklı asker olduğu müddetçe sırtınız yere gelmez.

Kanuni, derhal o askerin bulunmasını emretti. Hıristiyan köylü, bu askere ne gibi mükafat verecek diye merakla beklemeye başladı. Nihayet asker bulunup, Padişahın huzuruna getirildi. Kanuni, (Niçin izinsiz iş yaparsın? Parası verilmiş olsa bile, sahibinden habersiz mal almanın caiz olmadığını bilmiyor musun?) diye askeri azarladı. Sonra da, (Bu asker derhal ordudan uzaklaştırılsın) diye emir verdi.

Hıristiyan köylü heyecanla Kanuni’ye sordu:

– Ben bu askerin mükafatlandırılması için gelmiştim, siz onu niye cezalandırdınız?

– Kursağında, haram lokma bulunan bir askerle zafer kazanılmaz. Bunun için ordudan attım. Eğer aldığı üzümün parasını bırakmamış olsaydı, zalimlerden olurdu. İşte o zaman kellesini bile zor kurtarırdı…

Aynı ordu, Belgrat yakınlarında, yine mola vermişti. Askerler, susuzluklarını gidermek, abdest almak için çeşme arıyorlardı. Bir manastırın yakınında çeşme bulup, ihtiyaçlarını giderirken, rahip, birkaç rahibeyi iyice süsleyip, çeşmenin başına gönderdi. Kadınların geldiğini gören askerler, hemen çeşmenin başından çekilip, sırtlarını döndüler, süslü kadınlara yan gözle bile bakmadılar.

Bu durumu uzaktan ibretle seyreden rahip, hemen Haçlı kumandanına şunları yazdı: “Siz bu ordu ile nasıl başa çıkabilirsiniz? Bunlar kadına-kıza, mala-mülke önem vermiyorlar. Bütün mal ve mülklerini feda ederek, Allah yolunda savaşıyorlar. Herkese karşı iyi davranıp, kimseye zulmetmiyorlar. Siz onlardaki bu özellikleri ortadan kaldırmadan, onlarla savaşırsanız, canlarınızdan ve mallarınızdan mahrum kalacağınız açıktır. Kendinizi ölüme atmayınız!..”

Fatih Sultan Mehmed Han’ın esnaf olan diyaloğunu bilirsiniz öyle değil mi?

 

Aslına bakarsanız bizim çağımızda ki İslam hassasiyet ile Fatih çağındaki müslümanların islam hassasiyet arasında arşınlar var.

 

 

 İSLAMI ÖĞRENEMEDİĞİMİZ VE YAŞAYAMADIĞIMIZ MÜDDETÇE BİZE KUDÜSDE HİCAZDA UZAKTIR. İSLAMCI OLMAYIN MÜSLÜMAN OLUN. SLOGAN ATACAKSANIZ BU SLOGANI ATIN. SAMİMİYETLE İSLAMA SARILIN. BEŞERİN EN KUVVETLİ HAKİKATİ İSLAM HAKİKATİDİR. BEŞER İSLAMLA KENDİ ÖZÜNÜ KAVRAYABİLİR VE ONA GÖRE HAYATI DEVAM ETTİRİR. 
abdest filistin fıkıh haram yemeyen ordu hz ömer islam israil istanbul jerusalem kanuni sultan süleyman kudüs müslüman ordu payitaht taharet yahudi yavuz sultan selim
Share. Facebook Twitter Pinterest LinkedIn Tumblr Email
admin

Related Posts

EVLAT BABANIN SIRRIDIR

23/06/2024

PAKRADUNİLER… GİZLİ BİR TOPLULUK MU? GÜNAH KEÇİSİ HAYALETLER Mİ?

07/10/2021

HAVZA’DA ÜÇ HAFTA

07/10/2021
Leave A Reply Cancel Reply

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Son Yorumlar
  • Said Nursi Ve Diyalog Prof. Dr. Yümni Sezen için okan kaya
  • Emâlî Beyitleri ve Tercümeleri için Abdussamet Eken
  • Emâlî Beyitleri ve Tercümeleri için Abdussamet Eken
  • Nureddin Zengi’nin Peygamber Efendimizin (s.a.v.) kabrini koruması… için Ahmet
  • Kudsi-Hadisler-Imam-Gazali için admin
Kaçırmayın
Güncel-Siyasi

EVLAT BABANIN SIRRIDIR

By admin23/06/20240

Baba, senede bir gün hatırlanır, ama insanların maddi ve manevi hayatında çok güçlü bir figür…

ALMAN ORDUSUNDA TÜRK LEJYONLARI

07/10/2021

PAKRADUNİLER… GİZLİ BİR TOPLULUK MU? GÜNAH KEÇİSİ HAYALETLER Mİ?

07/10/2021

HAVZA’DA ÜÇ HAFTA

07/10/2021
Facebook X (Twitter) Instagram Pinterest
© 2026 ThemeSphere. Designed by ThemeSphere.

Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.