KABİR ZİYARETİ

0

KABİR ZİYARETİ
‎ أَلْهَاكُمُ التَّكَاثرُ حَتَّى زُرْتُمُ الْمَقَابِرَ
“Oyaladı o çokluk kuruntusu sizleri. Ta ziyaret edişinize kadar kabirleri.”
Elmalılı Merhum bu Ayet-i Celile’nin tefsirinde şöyle buyuruyorlar:
“Tekasür, kesret (çokluk) davasıyla gurur ve iftihar sizleri öyle oyaladı, Allah’a taat ve gazabından korunmak için yapılacak kârlı işlerinizden öyle alıkoydu ki; dirileri bitirdiniz de hatta kabirdeki ölüleri saymaya, onlarla iftihar etmeğe kadar gittiniz. Hâlbuki kabirleri ziyaret edenlerin çoklukla mağrurlanması, ölülerle öğünüp sevinmesi değil, onlardan ibret alarak gafletten uyanması ve o kızgın ateşten kurtulmak için mizanda ağır basacak salih amellere çalışmaları iktiza ederdi.
Ayet-i Kerime, kabir ziyaretini mutlak olarak zemmetmiş değil, tekâsür (çokluk) ve tefahür (övünme) suretiyle ziyaretleri zem etmiş, diğer yönlerini mefhum-i gaye ile meskût bırakmış, onun da Ahireti hatırlatmak için olanlarını hadisi şerifler meşru kılmıştır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v), cahiliye dönemine ait bir takım batıl inanç ve adetlerin tamamen ortadan kalkması için önceleri kabir ziyaretini yasaklamıştı. Fakat zamanla tevhit inancı gönüllere yerleşip endişe edilen sakıncalar ortadan kalkınca müslümanların kabirlerini ziyaret edip ölüler için dua ve istiğfarda bulunmalarına izin vermiş ve bunu teşvik etmiştir.
Bu hususla alâkalı olarak şöyle buyurmuşlardır:
‎قَدْ كُنْتُ نَهَيْتُكُمْ عَنْ زِيَارَةِ الْقُبُورِ فَقَدْ أُذِنَ لِمُحَمَّدٍ فِي زِيَارَةِ قَبْرِ أُمِّهِ فَزُورُوهَا فَإِنَّهَا تُذَكِّرُ الْآخِرَةَ
​“Sizi kabirleri ziyaret etmekten menetmiştim. Annesinin kabrini ziyaret etmek hususunda Muhammed (s.a.v)’e izin verildi. Siz de kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü kabirleri ziyaret Ahireti hatırlatır”.
​Efendimiz (s.a.v) başka bir Hadisi Şeriflerinde de şöyle buyuruyorlar:
‎زُرِ الْقُبُورَ تَذْكُرْ بِهَا الآخِرَةَ ، وَاغْسِلِ الْمَوْتَى فَإِنَّ مُعَالَجَةَ جَسَدٍ خَاوٍ مَوْعِظَةٌ بَلِيغَةٌ ، وَصَلِّ عَلَى الْجَنَائِزِ لَعَلَّ ذَلِكَ يُحْزِنُكَ فَإِنَّ الْحَزِينَ فِي ظِلِّ اللهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ. ​
“Kabirleri ziyaret et ki Ahireti hatırlayasın. Ölüleri yıka! Zira ruhtan boş olan bir cesedi yıkamak beliğ bir mev’ızadır. Cenazeler üzerine namaz kıl! Umulur ki bu namaz kılışın seni mahzun etmiş olsun. Muhakkak ki üzülen kıyamet gününde Allahü Teâla’nın muhafazasındadır .”
Peygamber Efendimiz (s.a.v) zaman zaman Bakî Kabristanlığı ve Uhud şehitlerini ziyaret ederlerdi.
Aişe (r.anha)’den rivayet olunur:
‎عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّهَا قَالَتْ: كَانَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ – كُلَّمَا كَانَ لَيْلَتُهَا مِنْ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ – يَخْرُجُ مِنْ آخِرِ اللَّيْلِ إِلَى الْبَقِيعِ، فَيَقُولُ: «السَّلَامُ عَلَيْكُمْ دَارَ قَوْمٍ مُؤْمِنِينَ، وَأَتَاكُمْ مَا تُوعَدُونَ غَدًا، مُؤَجَّلُونَ، وَإِنَّا، إِنْ شَاءَ اللهُ، بِكُمْ لَاحِقُونَ، اللهُمَّ، اغْفِرْ لِأَهْلِ بَقِيعِ الْغَرْقَدِ»
Rasülüllah (s.a.v), (Veda Haccı’ndan sonra irtihaline kadar) Aişe (r.a)’ın sırası olan her gecenin sonunda, Bakî’ Kabristanlığına çıkar ve şöyle buyururdu: “Ey Müminler kavminin evi, sizler üzerine selam olsun. Yarın kendisiyle va’d olunduğunuz (mükâfat ve mücazattan olan bazı) şeyler size geldi. Sizler (asıl mükâfatlarınıza daha sonra kavuşacağınız için) tehir olunmuş kimselersiniz. Bizler de hiç şüphesiz, Allah dilerse, size kavuşacağız. Ya Rabbi! Bakî Gargad ehline mağfiret et.
İbn-i Ömer (ra)’den ise şöyle rivayet olunmuştur:
‎مَرَّ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَلَى مُصْعَبِ بْنِ عُمَيْرٍ، حِينَ رَجَعَ مِنْ أُحُدٍ، فَوَقَفَ عَلَيْهِ، وَعَلَى أَصْحَابِهِ فَقَالَ: «أَشْهَدُ أَنَّكُمْ أَحْيَاءٌ عِنْدَ اللَّهِ، فَزُورُوهُمْ، وَسَلِّمُوا عَلَيْهِمْ، فَوَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لَا يُسَلِّمُ عَلَيْهِمْ أَحَدٌ إِلَّا رَدُّوا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ
“Rasülüllah (s.a.v), Mus’ab bin Umeyr (r.a)’ın kabrine uğradı. Onun ve arkadaşlarının (Uhud şehitlerinin) yanında bekledi ve şöyle buyurdu:
“Ben şahidlik ediyorum ki, sizler Allah katında dirilersiniz”. Ashabına hitaben de: Onları ziyaret ediniz ve kendilerine selam veriniz. Canım, kudretinde olan (Allah)’a andolsun ki, bir kimse onlara selam vermeye dursun, onun selamına mukabele ederler. Ta kıyamete kadar bu böyle devam eder.”
Meraku’l- Felah isimli eserde: (ندب زيارتها ) من غير أن يطأ القبور ( للرجال والنساء على الأصح )
“Kabirleri ziyaret esah kavilde, üzerlerine basmaksızın erkek ve kadınlar için mendub kılınmıştır.”, diye buyrulur.
​ Bedaiu-s Sanai’ isimli eserde ise;
‎ولابَأْسَ بِزِيَارَةِ الْقُبُورِ وَالدُّعَاءِ لِلْأَمْوَاتِ إنْ كَانُوا مُؤْمِنِينَ مِنْ غَيْرِ وَطْءِ الْقُبُورِ لِقَوْلِ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : إنِّي كُنْتُ نَهَيْتُكُمْ عَنْ زِيَارَةِ الْقُبُورِ أَلَا فَزُورُوهَا فَإِنَّهَا تُذَكِّرُكُمْ الْآخِرَةَ ، وَلِعَمَلِ الْأُمَّةِ مِنْ لَدُنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إلَى يَوْمِنَا هَذَا
​Kabirlere basmadan, mü’min olan ölülerin kabirlerini ziyaret ve onlara dua etmekte bir beis yoktur. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Sizi kabirleri ziyaretten menetmiştim. Kabirleri ziyaret ediniz. Zira size Ahireti hatırlatır.” buyurmuşlar ve ümmet, Rasülüllah (s.a.v) zamanından günümüze kadar böyle amel edegelmişlerdir.”, diye buyrulur.
​Fahreddin Râzî Hz. el-Metâlibü’l-Âliye isimli eserinde, kabir ziyaretinin meşru kılınma sebeplerinden bahseder ve şöyle buyurur:
​“Ziyaretçinin ruhu ile o meyyitin ruhu arasında, o türbede toplanmaları sebebiyle, bir buluşma hasıl olur. Bu iki ruh, karşı karşıya konulmuş iki aynaya aksetmiş, birbirine benzeyen görüntü misali, birinden diğerine yansıma olur. Hayattaki o ziyaretçinin ruhunda hasıl olan her türlü marifet, hüccet, kesbi ilimler ve faziletli huylar, Allah-ü Teala için olan huşudan ve kazasına rızadan ne varsa kendisinden o meyyitin ruhuna yansımış olur. Ölmüş bulunan o kimsede hasıl olan her türlü aydınlatıcı ilim, kuvvetli ve kamil eserler, onun nurundan hayatta olan ziyaretçiye akseder. İşte bu usulde yapılacak ziyaret, bu büyük faydanın ve güzelliğin ziyaretçinin ruhunda doğmasına sebep olur. Bu fayda, ziyaretin meşru olması için bir asıl ve sebep olmaktadır. Bizim dile getirdiğimizden daha ince ve gizli başkaca sırları, bu ziyaretten tahsil etmek akıldan uzak değildir. Hakikatin tamamı ise, ancak Allahü Teala’nın katındadır.”​
Kabir ziyaretinin hikmetleri ile alakalı İmam-ı Gazali Hazretleri ise İhya-i Ulum’id-Din isimli eserinde şöyle buyurmuşlardır:
‎زِيَارَةُ الْقُبُورِ مُسْتَحَبَّةٌ عَلَى الْجُمْلَةِ لِلتَّذَكُّرِ وَالْاِعْتِبَارِ وَزِيَاَرَةُ قُبُورِ الصَّالِحِينَ لِأَجْلِ التَّبَرُّكِ مَعَ الْاِعْتِبَارِ
Umumi olarak kabirlerin ziyareti, ölümü hatırlamak ve ibret almak için müstehabtır. Salihlerin kabirlerini ziyaret etmek ise ibret almak ile beraber teberrük için müstehabtır.
Peygamberler ve Salihlerin kabirlerini ziyaret ederek Hz Allah’a dua ederken onları vesile kılmanın meşru olduğuna Ayet-i Celile ve Hadisi Şerifler şahittir.
​Cenab-ı Hakk, Nisa suresi 64. Ayet-i Kerimesinde şöyle buyuruyor:
‎وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ إِلَّا لِيُطَاعَ بِإِذْنِ اللَّهِ وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ جَاءُوكَ فَاسْتَغْفَرُوا اللَّهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللَّهَ تَوَّابًا رَحِيمًا
“Biz herhangi bir Peygamberi gönderdikse mahza Allah’ın izni ile itaat edilmek için gönderdik, eğer onlar nefislerine zulmettikleri zaman sana gelseler de günahlarına mağfiret dileseler, Peygamber de kendileri için istiğfar ediverse idi elbette Allah’ı tevvab (tevbeleri kabul eden) ve rahîm bulacaklardı.”
Bu Ayet-i Kerimenin izahında Ahmet Bin Zeyni Dahlan, Ed-Dürer-üs-Seniyye Fi’r-Reddi Ale’l-Vehhâbiyye isimli eserinde şöyle buyuruyorlar:
‎دَلَّتِ الْآيَةُ عَلَى حَثِّ الْاُمَّةِ عَلَى الْمَجِئِ اِلَيْهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ و الاِسْتِغْفَارِ عِنْدَهُ وَاسْتِغْفَارِهِ لَهُمْ وَهَذَا لا يَنْقَطِعُ بِمَوْتِهِ وَدَلَّتْ اَيْضًا عَلَى تَعْلِيقِ وِجْدَاﻧِﻬِمُ اللهَ تَوَّابًا رَحِيمًا بِمَجِيئِهِمْ وَاسْتِغْفَارِهِمْ وَاسْتِغْفَارِ الرَّسُولِ لَهُمْ
“Ayet-i Celile, ümmetin Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e gelmesine, O’nun yanında istiğfar etmesine ve Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in de onlar için istiğfar etmesine teşvik üzere delalet eder. Bu ise Sevgili Peygamberimizin irtihali ile sona ermiş değildir. Yine bu Ayet-i Kerime, Allahü Teâlâ’nın tevvab (tevbeleri kabul eden) ve rahim olmaklığını; onların Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e gelmelerine, istiğfar etmelerine ve Peygamber Efendimizin de onlar için istiğfar etmesine bağlamıştır.”
Hayatında iken bereket umulan bir şahsın, ölümünden sonra kabrini ziyaretle de bereket umulur.
Şeyh Remli demiştir ki:
Vefatlarından sonra Enbiya-ı Mürselin ve Evliyaullahın imdada erişmek tasarrufu vardır. Zira peygamberlerin mucizesi ve velilerin kerametleri vefatlarından sonra kesilmez.
Allah-ü Teala’nın mümtaz kıldığı kimselerin hayatta, berzah aleminde ve vefatlarından sonra Allah katında bir farkı yoktur. Cenab-ı Hakk’ın hayatlarında ve ölümlerinde ve kıyamet gününde onlardan hoşnutluğu müsavidir.
​Vefat etmiş iken onlara hürmet hayatta iken gösterilen saygı gibidir.
Teberrük ve tazim kastı ile yapılan ziyaret, rububiyet derecesine varmaz. Bu, ashabın Peygamber Efendimize hayatında ve vefatından sonra yaptıkları tazimden farklı bir şey değildir.
Hürmet edilmesi emredilen şeylerden bazıları, mesela Kabe-i Muazzama, Haceri Esved, Makamı İbrahim’dir. Bunlar taş oldukları halde, Allahü Teala Ka’beyi, tavaf etmekle; Rükn-ü Yemâni’ye dokunmak suretiyle; Hacer-i Esvedi öpmekle; Makam-ı İbrahim arkasında namaz kılmakla ve Mültezem’de dua etmekle onlara tazimi bize emretmiş bulunmaktadır. Biz, buraların hiç birinde Allahü Teala’dan başkasına ibadet etmiyoruz.
Şirke sürükleyen şey, tereddütsüz haramdır. Bazen şirke götürüp bazen götürmeyen işlere gelince; sadece dinin haram kıldığı şey haram olup, haram kılmadığı şeyler ise mahzuru gerektiren bir cihet bulunmadığı için mubahtır. Bizim izahına çalıştığımız şeyler de bu kabildendir. 86
Müslümanların inancı şöyledir:
Fayda ve zararı ulaştıran Halık, tek olan Allah’dır. Allah’dan başka ibadete hak sahibi olan yoktur. Yaratan yalnız O’dur.
Her günahkar, Allah’a kendisinden daha yakın kimseyi vesile kılabilir. Buna şefaat, tevessül, istigâse adı vermekte bir fark yoktur. Bu tevessül müşriklerin başkasına ibadet ederek Allah’a yaklaşmayı dilemesi kabilinde bir hareket değildir. Müslümanlar Rasulüllah (s.a.v), diğer Enbiya-ı Mürselin ve Salihler ile tevessülde bulundukları zaman onlara ibadet etmiş olmadıkları için tevhitten harice çıkmış değildirler. Zira fayda vermekte ve zarara uğratmakta Allah’ü Teala tektir ve ortaktan münezzehdir.
Küfre götürecek hareket, kabirleri secdegâh edinmek, onların üzerinde ibadet etmek, oraları mescit edinmek ve bir takım suretler tasvir (edip oralara dikmek)tir.

5

Share.

About Author

Leave A Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.