Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /home/gencvet1/public_html/kundun55.com/wp-content/plugins/revslider/includes/operations.class.php on line 2758

Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /home/gencvet1/public_html/kundun55.com/wp-content/plugins/revslider/includes/operations.class.php on line 2762

Warning: "continue" targeting switch is equivalent to "break". Did you mean to use "continue 2"? in /home/gencvet1/public_html/kundun55.com/wp-content/plugins/revslider/includes/output.class.php on line 3689
Müslümanların Siyasal İstikrarsızlığı - Kundun55

Müslümanların Siyasal İstikrarsızlığı

Pinterest LinkedIn Tumblr +

Türkiye’de Kudüs siyasi bir argüman olarak kullanılmaktan asla geri durmaz. Hittir! Çünkü Kudüs kırmızı çizgimizdir. Kırmızı çizgimiz olmasına rağmen Katar kadar değerli değildir. Çünkü bizim asıl kırmızı çizgimiz $ budur! Katar’da da bundan çok vardır. Kudüs asla hiçbir hükümetimizin umrunda olmamıştır. Seçim zamanı seçim argümanı olarak kullanılmakta ve halkı galeyane getirip İsrail’e üçbeş sövdürülmek için kullanılır. Yemen’de koalisyon güçlerinin öldürdüğü milyonla insan, bunlar tıpkkı Kudüs’te ki gibi müslüman kardeşlerimiz lakin bizim siyasal islamcıların pek umrunda değil. Çünkü oy getirisi yok. Arakan’da öyle! Bu tür bölgelerdeki cinayet ve soy kırımları umursayan sadece muhalefet var. Sebebi samimi olarak umursamaları değil, iktidar partisini bir yerden vurmak gayreti. Arakan ve Uygur Türklerini ve hatta Yemen katliamlarını kimse hakiki manada umursamaz. Kudüs’ü de umursamaz. Bosna savaşını umursamanın sebebide oy kaygısı! Kudüs’te öyle. 19 Mart tezkeresini gecenin 11’inde imza edenlerin, Irak’ta ölen 2.5 milyon müslümanın kanında vebali vardır. Aynı dönemde Kudüs’ü dava eden siyasal islamcılarla, Irak’ta ki müslümanları Amerika’ya peşkeş çeken siyasal islamcılar aynı eşhastır. Hiç bir manada islamın davasını üstlenmemiştirler. Yeşil Kuşak İslamcıların tarihine baktığınız zaman, Türkiye’de ki seçim kazanımları her zaman Amerika menşeidir. Demokrasi aldatmacası işte budur. Raf ömrü 5 yıldır. Memnuniyete göre bir 5 yıl daha uzar. Demokrasini hipnotize etkisini en iyi kullananlar raf ömürleri uzun olanlardır. Lakin bu hipnoz etkisini başaramayıp içerisindeki kötülükleri dışa vurup diktatörlük yapma merağına ulaşan bazı şahıslarda olmuştur. Kısmi demokrasi yaşanmıştır. Dikte ederek kanunların gücünden istifade ederek halkı köleleştirmiştirler. Sanmayınki ileri demokrasi ya da süper demokrasi olan ülkelerde insanlar hürdür! Asla… İnsanlar Fransız ihtilalinin neticesinde milliyetçilik akımlarının etkisinde kaldılar. Yarı demokratik halklar edinmek için başlarındaki monark yönetim sahibine isyan ettiler. Bazı devletlerde bu başarıldı. 1876’da Osmanlı’da bu saçmalıktan nasibini aldı. Mithad paşa denilen deyyus ve maceraperest mason, devleti kendi hırs ve tamahına uyhun şekilde ve avrupada ki mason biraderlerinin isteği üzerine Rusya’ya savaş ilan ettirdi. Zabıt tutanaklarını okuduğunuz zaman Midhad paşa denilen zavallının bu saçma savaşı istemesinin nedeni anlaşılacaktır. 93 harbi namı işe tarihe zabtedilen bu hadise sonunda, Osmanlı İmparatorluğunun beli kırılmış, Ruslar Yeşilköy’e (Ayastefanos) kadar gelmişler ve Ayastefanos andlaşmasını DİKTE etmişlerdir. Osmanlı devleti çok borçlandı ve bir sürü toprak kaybetti. Sözde Meşruti idare savunucusu yılışık tarihçiler bu toprak kayıplarını Abdülhamid Han hazretlerinin üzerine iftira olarak bıraktılar. Çünlü Meşruti idare ve savunucularının yüceltilmesi gerek. Bu maceraya Abdülhamid Han hazretleri 93 Harbi yenilgisini bahane ederek dur dedi ve süresiz izne çıkardı meclisi. Velhasıl 1908’e kadar monarşinin gerçek kuvvetiyle devlet borçlarını ödedi ve dünyadaki ateşten devleti muhafaza etti. İttihat ve Terakki denilen masonik siyasi yapılanma yahudilerin mahallesi olan Selanik’te ki yuvalarından geldiler ve İstanbul’a bir emri vaki ile 2. Meşrutiyet nam adıyla tarihe kaydolan yarı demokratik rejimi ilan ettiler. Abdülhamid’in kıvrak zekasından kurtulup idareyi ellerine tam alabilmek için, Selanik’ten aptallar sürüsünü İstanbul’a getirdiler ve Abdülhamid’i hâl ettiler. 31 Mart vakıası nam ismiyle tarihe kaydoldu. 1909’dan 1918’e kadar halkın refahı ve hürriyeti hiçe sayıldı, Devletin bekası ve güvenliği hiçe sayıldı. Enver Paşa ve diğer ahmakların tek derdi kendi idareleri altında bir devlet yapılanması. Dostları masonik biraderlerine verdikleri yeminlere ihanet etmemek uğruna koca devleti bozuk para harcar gibi harcadılar. Vahidüddin padişah olduğu zaman önünde Sevr anlaşmasını gördü. Düştü bayıldı. Ama sorsanız bu hürriyet(!) ve meşrutiyet(!) hayranlarına Vahidüddin haindir. Bakın siyasi söyleme! Hain! Devlet ve otorite sahibi Padişah hain, meşruti yönetimde yarı söz sahibi olan devleti satan ahmaklar vatanperverler… Osmanlı zabitanı iken katıldığı her cephede yenilgi alan Mustafa Kamal, her ne hikmetse Kurtuluş mücadelesinde Yunan’ı dönüze döktü vs. Osmanlı devleti Mustafa Kamal’ın ellerinde parçalandı ve tarihin sayfalarıma güzel şanıyla kaydoldu. “Hoş oldu cilvesi Cumhuriyet’in! Tadı kalmamıştı Meşrutiyet’in. Deccala zil çalan böyle milletin, bundan başka çare yok ıslahına.” Rıza Tevfik Bölükbaşı’nın dediği gibi artık Meşruti idarenin tadı kalmadığı için, Mustafa Kamal ve avanesinin Meşruti rejimle bir devlet kurması düşünülemezdi. Cımhuriyeti ilan etti. Kısa bir çok partili saçmalığından sonra Menemen hadisesi bahanesiyle çok partiler imha edildi. Ta ki 1946’ya kadar. Uzatmadan söyleyelim ki Demokrasi bir aldatmacadır. Cahil kişilerin seçilmesine ve seçmesine müsade eder. Liyakatsiz insanların yönetime gelmesine müsade eden bir sistem. Hainlerin, satılmışların yönetime geldiği bir sistem. Uzaktan kumanda edilebilen bir sistem. Başarıya ulaşması nadiren olmuştur. Tarihi çevirip baktığımız zaman, dünyaya nam salan, adalet getiren devletler monarşi ile yönetilenlerdir. Bu sistemde hiç bir siyasetçi başarılı olamaz. Eğer sistemin gerçek kumandanları başarılı olmalarını isterlerse olurlar. Sistemin dışına çıkıp hürriyet vari bir politika izleyen ise anında klüpten atılır, ipi çekilir. Bu rejimlerin halka hiç bir şekilde özgürlük getirmesi beklenemez. Kölelik sistemi işte budur. Emperyalizm ve kapitalizme sövüyoruz. Bunlar dünyayı yedi bitirdi köleleştirdi diyoruz. Halbuki bizlerde köleyiz. Sadece parmaklıklarımızı göremiyoruz. Bu yüzden olsa gerek köle olduğumuzun farkında değiliz. Özgürlük bizim dinimizde var. Dinimizi yaşamamızı neden istemiyorlar? Özgür ruha kavuşursak bu işlerine gelmeyecek. Uzun lafın kısası, bu rejime bir evliyayı başkan yapsanız, Kudüs onun için seçilme şansı, Yemen, Arakan ve Uygur ise toplu dua seansı olacakdır. Kendimize gelmek zorundayız. Bugün iktidar sıfatıyla başımızda olanın kaderiyle, 1980 öncesi Irak başkanlığına getirilen Saddam’ın kaderi kesişecektir. Türkiye tarihinde bile buna kıyas getirilecek bir örnek vardır:”Adnan Menderes ve Demokrat parti” Demokrat partiyle halk nefes aldı mı? Aldı! İslamı yaşama kolaylığı oldu mu? Oldu! Ezan arapça okundu mu? Okundu! İnsanlar zenginleşmeye başladı mı? Başladı! Sonuna doğru ne oldu? Müslümanlar adam kayırmaya, rüşvet almaya ve vermeye, zenginliğin ve makamın hırsına yenik düştüler. Akp gelmesiyle askeri vesayet bitti mi? Bitti! Baş örtüsü sorunu resmi olmasada halledildi mi? Halledildi! İnsanlar müreffeh bir hayat yaşamaya, milyonluk ev ve arabalar almaya başladı mı? Başladı! Özgürlük ve aydınlık getirmek vaadiyle medya ve internet rahatlatıldı mı? Rahatlatıldı! Sonunda ne oldu? Bu son kısmınıda sizlerin izanına bırakıcam. Şu var ki, bu ülkede, bu topraklarda, 1839 Gülhane-i Hattı Hümayun’dan sonra İslam, İslam olmaktan uzaklaştı ve ne yazık ki Peygamberimizin (sav) emaneti İslama, Akp iktidarı boyunca saldırılar olduğu kadar hiç bir dönemde saldırılmadı. Müslümanların şahsına saldırıldı lakin islamın itikadını sarsacak hiç bir saldırı Akp döneminde olduğu kadar hiç bir dönemde olmadı. Kudüs kırmızı çizgimiz değil! Bizim kırmızı çizgimiz İslamın itikadi temelleri olmalıydı. Ayeti Kerimelerin sahihliği, Hadisi Şeriflerin güvenilirliği, Ulemanın ve meşayihın itibarı, Sahabenin özel olması ve daya sayamadığım bir çok islam şiarının oryantalist, şamanist, ateist, müsteşrik, reformist ve bir çok mürted tarafından itibarsızlaştırılması, biz müslümanların asıl kırmızı çizgisi bu olacaktı. Kudüs’e gelene kadar, Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’i siyonizm köpeği Vehhabilerden kurtarmamız lazım. Bize gösterdikleri hedefler hep hatalı. İşte medyanın gücü bu! Biz Kudüs’e ağlarken onlar Kâbe’yi işgal ettiler. O mübarek topraklardan çıkan petrollerden elde edilen gelirlerle, radikal teröristleri besleyip Ehli Sünnet müslümanlığın kanını döktüler. Bizler aptalız, onlar kurnaz. Düşmanımızı tanıyamadan ölüp gideceğiz. Farkına varamadan nefeslerimizi tüketiyoruz. Biz müslümanların hiç bir şeyden haberi yok. Bizleri bir iki sloganla cennete sokacağını sanan amigolara çok prim verdik. Şimdi ALLAH’ın dinini ifsad eden köpekleri medyadan ayırmayan, sadece iktidarını eleştirdiği zaman hakkından gelen bir parti ve başkanı, benim ve benim gibi müslümanların nasıl temsilcisi olabilir? Başkanlığını yaptığı sistem beni ve benim gibi müslümanları köleleştirirken, bana verdiği hürriyet vaadini yerine getirmesini nasıl bekleyeceğim? Müslümanlar olarak bizlerin artık aklının başına gelmesi lazım. Uyanın! Aptal olmayın! Elinizde muhakkakki ALLAH katında değeri çok kıymetli olan rehber kitabımız ve onun alemleri yaratma sebebi olan Peygamber efendimizin(sav) sünneti var. Övdüğü sahabesinin icması ve müçtehidlerin kıyası var. İslam büyüklerinin nasihatı, ceddimizin ortaya koyduğu bir dava sunumu var. Bunca güzellik arasında biz hala hela çukurundaysak, aptal olan bizleriz! Düşmanımız çokta zeki değil. Aptal olan biziz! Benim! Sensin! Selametle…

Share.

About Author

Leave A Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.